fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2018 Çarşamba

28 Kasım 2018 Eski Kent Fotoğrafları Okuma IX etkinlik çözümlemesi





Ahmet Kolkoparan: Bu akşam altı başlık altında konuşacağız. İlk olarak fotoğrafın tarihçesinden bahsetmek istiyorum. Dünya fotoğraf tarihi dendiği zaman dünyada iki isim akla gelir.


Ahmet Kolkoparan: 1839 yılında Daugere’nin ilanı ve icadı ile başlar. Ardından dünyaya yayılması çok da zaman almaz. 



Ahmet Kolkoparan: Gördüğünüz iki fotoğraf dünyada çekilmiş ilk fotoğraflardır. Çalışmalar sırasında elde edilmiş görüntüdür. O zamanki amaç kalıcı görüntü elde etmektir. Niepse ve Daguerre anlaşma imzalayıp beraber çalışmaya başlıyorlar ve sağda görmüş olduğunuz Daguerreotype karanlık oda denilen yöntem ile fotoğrafın hikayesi başlıyor. 



Ahmet Kolkoparan: Osmanlı’da fotoğrafın tarihine geldiğimizde Ceride_i Havadis gazetesinde ticaret ilan yayınlanır bu ilanda Mösyö Kompa’nın adı geçer. Mösyö Kompa Osmanlı’ya fotoğrafı ilk getiren kişi olarak bilinip kabul edilir ama ancak bununla beraber üzerinde F.M.K, M.K, K.M gibi ibareler bulunan tüm Çanakkale fotoğraflarının da Mösyö Kompa tarafından çekildiğine dair bir algı 
oluşur. 


Ahmet Kolkoparan: Bugünkü etkinlikte bu yanlışı düzeltmek için bir aradayız.


Ahmet Kolkoparan: Şöyle ki Mösyö Kompa 1842 yılında Osmanlı’ya bu teknolojiyi getiriyor. Yalnız Mösyö Kompa’ya ait olduğu düşünülen fotoğrafların tarihi ise 1922’li yıllardan itibaren çekilmiş fotoğraflardır. Arada neredeyse 100 sene var. Bunun dışında bu kadar Osmanlı tarihine kazınmış fotoğrafçı varken Mösyö Kompa’nın adı sadece Ceride-i Havadis gazetesinde geçen ticari ilanda geçer. Onun dışında başka bir yerde göremezsiniz. Bunun üzerine çalışma yapan akademisyenlerde de şöyle bir kabullenme vardır Mösyö Kompa alıştığımız tarzda bir fotoğrafçı değil günümüz tabiriyle kapıdan satıcı tarzında Fransa’dan almış olduğu cihazı öğretecek ve satacaktır. Ne Osmanlı ne de Fransa’da kaydı da yoktur. Bazı akademisyenlerin isminde dahi uzlaşamadığı yerler vardır. Resmi kaydı olmadığı için Mösyö Kompa ile ilişkilendirmek doğru bir yaklaşım olmaz.
Fotoğrafların üzerinde yazan imzalar konusunda konuşalım.


Ahmet Kolkoparan: En sık rastladığımız imza türü Chanak ve F.M.K harflerinin birlikte bulunduğu bu imza türüdür. Burası Dizdar Cami minaresinden çekilmiş, Nedime Hanım Mektebi’ne doğru bakış, Nedime Hanım’ın arkasında görünen minare Tıflı Cami minaresi yer alıyor. Cami işgal dönemindeki fotoğraflarda görülmektedir. Bu yapı aslında duruyor, çok değişmiş bir halde ev olarak kullanılıyor. Fotoğrafta Rum Kilisesi ve Cumhuriyet Okulu’nu da görüyoruz. Şimdiki Zafer Meydanı olarak adlandırılan bölgede yapılar mevcut. Birinci tür imzamız budur. Chanak zaten o dönem Çanakkale’nin ismidir. 1800’ü yılların ortasında Çanakkale’den Chanak diye bahsediliyor. Kale-i Sultaniye sultana adandığı için insanlar bundan vazgeçmek istemiyorlar ve kullanıyorlar.


Ahmet Kolkoparan: İkinci tür imza ise Chanak  ve M.K harflerinin olduğu imzadır. Tüm imzalarda M harfini standart olarak görüyoruz. Bu fotoğraf Hastane Bayırından inerken Havan Tabya Sokağın hemen alt tarafında Zübeyde Hanım Sokak ile arasında kalan noktadan çekilmiştir. Görmüş olduğunuz dere yatağı eski çıraklık eğitimin olduğu yerin üst sokağıdır. Tarihi Askeri hamamı görüyorsunuz, hamamın arkasında  görülen yapı tarihi hastane binasının Çanakkale savaşı döneminde bulaşıcı hastalıklar kliniği olarak kullanılan bölümüdür. Etraftaki binalar bugünkü halinden çok uzaktadır.


Ahmet Kolkoparan: Şimdi de K. M harflerini kullanarak bir imza oluşturulmuş. Subay Ordu Evi’nin önünden sandaldan çekilmiş bir fotoğraf. Arkada üçgen şeklinde çatısı olan bina kırmızı mağaza olarak anılan yerinde Truva Oteli’nin bulunduğu yapı, yanında sanat galerisi olarak kullanılan Matmazel Hettie evi olarak bilinen yapı, sonrasında da Piri Reis Müzesi olarak hizmet veren ve Sahil Sıhhiye binasını görüyoruz. En sonda da Calvert yapısını görüyoruz. Fotoğraf işgal dönemine aittir. 

Ahmet Kolkoparan: Bu kez M ve H harflerinin arasında iki nokta üst üste işareti kullanılmıştır. Donanma Çay Bahçesi’ne kadar olan bölgeyi görüyoruz.



Ahmet Kolkoparan: Bu sefer de photo ibaresini kullanarak M. K harflerini kullanmıştır. Bu işler bir Türk tarafından addedilmiş olsaydı sanmıyorum ki fotoğraf ibaresi İngilizce yazılsın. Fotoğrafın içeriği dini törene dayanıyor yine bir işgal dönemi fotoğrafıdır. Fotoğrafa dair ihtimaller oldukça fazla, İzmir’in kurtuluşu, birlik beraberlik sağlamak için sıkça başvurulan yöntem de olabilir. Cenaze gibi gelse de ortada bir cenaze göremiyoruz. O  halini bilemediğimiz için yakıştırma yapmakta zorlanıyor olabiliriz. Bir kuyu gözüküyor ama bugün resmi daire olarak kullanılan binaların bahçesinde de kuyu vardır. Bana sanki koruma kurulunun orası gibi geldi. Dikmeleri düşünerek hareket ettiğimde orayla benzerlik kuruyorum.

Bülent Erbaş: 18 Mart Okulu’nun bahçesindeki dikmelere de benziyor etrafın doldurulduğunu düşünebiliriz.

Ahmet Kolkoparan:Bu fotoğrafta görüyoruz ki kısaltma olarak kullanılan ifadelerin M. Kemal olarak karşımıza çıkıyor. bu ibarenin yazılmasının nedeni ne olabilir diye konuşabiliriz. Görmüş olduğumuz fotoğrafların genel olarak tarihi 1922 ve 1923 yıllarıdır. Deniz taşıtından karaya çıkartma yapılıyor bunu stratejik anlamda yapabileceğiniz belli yerler var onların da birisi de Çimenlik Kalesi ve Anadolu Hamidiye Tabyaları’nın olduğu yer olabilir. Tarihlendirmeleri genel olarak üzerinde görmemiz de mümkündür. M Kemal ifadesini değerlendirdiğimizde pek çok alternatif vardır. E harfi Fransızca olarak yazılmış.



O dönemlerde Türk fotoğrafçısı yaygın mıydı?

Ahmet Kolkoparan:O dönemde Türk fotoğrafçısı yok. Malzemeye erişmek oldukça güç. Savaş ile beraber işgal askerlerinin yanlarına getirmiş oldukları makineler sayesinde biliyoruz. Onların sayesinde o dönemin Çanakkalesini görüyoruz. İmzalı fotoğraflar arasında tam bir standart göremiyoruz. Şahsi fikrim bu fotoğrafların tek elden çıkmadığı yönünde. Bu fotoğraftaki M Kemal ibaresinin maske imza olduğunu düşünüyorum. Neden açıkça yazılmamış, buradaki amaç nedir? II. Abdülhamit zamanından itibaren İstanbul’da birçok fotoğrafçı var. Herhangi bir çekingenlik yok neden bu fotoğrafların üzerinde böyle yer alıyor.

Bülent Erbaş: Bu fotoğrafların orijinalinin üzerinde sonradan yapılan bir oynama yapılmış olabilir.

Ahmet Kolkoparan: Tab esnasında bu görmüş olduğumuz işaretler aslında baskıyı yapan kişiyi yapan işaretlerde olabilir. Belirsizlik var ama benim asıl amacım bu fotoğrafları çeken kişinin Mösyö Kompa olamayacağını dile getirmektir. Üzerinde yazılan kısaltmaların da çekeni belli etmekten ziyade aslında çekeni gizleme amaçlı olduğunu düşünüyorum. 


Ahmet Kolkoparan: Az önce görmüş olduğunuz M. Kemal ibareli fotoğrafın kişisel fikrimce ilk fotoğraflardan biri olabileceğini düşünüyorum. Açıkça yazmanın sonrasında kısaltmaya dönmüş olabileceğini düşünüyorum. Gayri Müslim Osmanlı tebasından birisi çekmiş olabilir çekingenliğinden dolayı ismini gizlemiş olabilir. Diğeri ise askerlerin çekmiş olabilir bölük olarak dağıtılmış olabileceğini düşünüyorum.

Bülent Erbaş: Benim düşüncem de şu yönde ki negatiflere erişemediğimiz sürece bunların baskı sırasında konulmuş olabileceğini düşünmek kolaydır. Orijinallerine ulaşabilirsek eğer bir sonuca ulaşabiliriz.

Ahmet Kolkoparan: Orijinalleri hiçbir şekilde yok. Bazılarında ibareler kazınmış haldeler. Asker arasında kartpostal şeklinde kullanılmış olabilir.


Ahmet Kolkoparan: Bu fotoğraf Ermeni Kilisesi’nin önünden bir kareyi gösteriyor. Daha önce de söylenildiği gibi fotoğraflarda bir standart yok. 



Ahmet Kolkoparan: Calvert Yalısı'nının göründüğü bir fotoğraf yine F.M.K imzalı.


Ahmet Kolkoparan: Valiliğin önünden Hastane Bayırına doğru bir bakış, Subay Orduevi'nin olduğu yeri görüyoruz. 





Ahmet Kolkoparan: Anadolu Mecidiye Tabyası’nın olduğu yer. Eski askeri hastanenin hemen arkasındaki acil girişine denk gelen alandadır. Askeri Plajın olduğu yeri görüyoruz.  


Ahmet Kolkoparan: 1922 tarihli F.M.K imzalı bir fotoğrafı görüyoruz. Dini bir tören ya da kutlamayı görüyoruz. Sivil halkı görüyoruz. 


Ahmet Kolkoparan: Eski Aygaz kavşağından Cumhuriyet Meydanına doğru olan alanı görüyoruz. ÇOMÜ binasının çatısı gözüküyor. Fotoğraflarla çok uğraştığım önemli  bir detayı farkediyorum. Fotoğrafı çekenden ileriye doğru bir gölge görüyoruz, orada eskiden bir duvar var, sonrasında cadde oluşuyor. Araçların öğretmen evine giriş yaptığı yerden yola doğru bir duvar var orada. 



Ahmet Kolkoparan: Dizdar Camisinden çekilmiş bir fotoğraf görüyoruz. Yüksek bir alan olarak kullanılmış. Bazı fotoğraflara kod işlenmiş, tab esnasında da oluşmuş olabilir ya da askeri bölükler arasında da olmuş olabilir. Cami minaresi çok çeşitli fotoğraflarda kullanılmıştır. Nerede tab edildiğine dair bilgimiz olsa fotoğraf ile ilgili daha çok bilgiye ulaşabilirdik.


Ahmet Kolkoparan: Dardanelles ibaresini ilk kez görüyoruz. Fotoğrafta görülen kişi Çanakkale’deki levanten ailelerinden birinin büyüğü olarak bahsediliyor. Fotoğrafın çekildiği ye Deniz Müzesi'ndeki denizaltının kalıntısının olduğu yere tekabül ediyor. Fotoğrafın üzerinde numara da var.


Ahmet Kolkoparan: İlginç bir fotoğraf, işgal dönemi ama bayraklarla donatılmış. Çarşı caddesine çıkmadan Yalı cami minaresini görmektesiniz. Şu anda şemsiyeli sokak olarak anılan sokağın hizasından çekilmiş bir fotoğraf. İmzalar sürekli değişiyor, bu da yeni bir çalışmayı gerektiriyor. Sivil ve askeri olarak düşündüğümüzde mekan olarak değerlendirme gerekliliği oluşuyor. Yabancı kaynaklarda da fotoğraflara dair bilgiler yok. Belirsizliğin nedeni bundan kaynaklanıyor. Üstünde bir çalışma yapmamız şart. 




Ahmet Kolkoparan: Mehmetçik Bulvarı ve Bebekli Evleri görmektesiniz. F. M. K damgalı bir fotoğraf ama bu fotoğraf için pek çok kaynakta Türk askerinin Çanakkale’ye girişi 1936 olarak gösteriyor.

Bülent Erbaş: Bu fotoğraf 1936 olarak gözükmüyor çünkü taşınmamış mezarlığı görüyoruz.




3 Kasım 2018 Cumartesi

31 Ekim 2018 Eski Kent Fotoğrafları Okuma VIII etkinlik çözümlemesi



31 Ekim 2018 Ahmet Kolkoparan Eski Kent Fotoğrafları Okuma VIII etkinlik çözümlemesi

Ahmet Kolkoparan: İkinci serimizin ilk programına hepiniz hoş geldiniz. Bugün özellikle savaş
 İşgal yılları konusu üzerine 4 klasör oluşturdum. İzninizle savaşın izleri klasörümüz ile başlayalım.



Ahmet Kolkoparan: Bu fotoğrafta görünen Kurşunlu Cami, hemen arka tarafındaki sokaktan çekilmiş bir fotoğraf. Cami'nin bize doğru bakan tarafında mezar taşları görünmekte belki de zamanla o taşlar taşınmış olabilir.





 Ahmet Kolkoparan: Çimenlik Kalesi'nde savaşın hemen ardından çekilmiş bir fotoğraf. Hasar olduğu gibi duruyor özellikle caminin çatısından belli oluyor. Minare zarar görmesin diye hasarı temizleniyor, muhtemelen 1916 tarihli bir fotoğraf. 




 Bu da pek bilinmeyen bir fotoğraf ve ilginç bir yerden. Bugün ayakta olmayan, Nedime Hanım Mektebi'nin hemen yan tarafında olan Dizdar Cami'nin minaresinden çekilmiş. Solda dönemin Efrad okulu binaları görülüyor. Fotoğrafın kapsadığı alan şu anki görüntüsünden çok daha farklı.



 İlginç bir fotoğraf aslında sıra ile 3 tane fotoğraf göstereceğim, daha net seçilsin diye üçe böldüm. Çimenlik Kalesi'nin Çanakkale'ye bakan surlarından çekilmiş. Sağda Fatih Cami görülmektedir. Fatih Cami'nin arkasından günümüzdeki Öğretmen evi görülmektedir. Sol tarafında ise Cumhuriyet Meydanı'nda o dönem bulunan Müslüman mezarlığının kapısı gözüküyor. Arka tarafta Hastane Bayırı bile gözüküyor zaten yamaç bomboş. Ağaçlık olarak gözüken alan şimdiki Halk Bahçesinin olduğu yer. 



Bugün askerlik şubesinin hemen ön tarafında Atatürk Caddesi'ni de kapsayan yerdeki bina Rum Kilisesi, Kurşunlu Camii ve İstiklal İlkokulu'nu eski adıyla Rum Kız Mektebi'ni de görüyoruz.



Sıkça görülmeyen bir manzara. Çimenlik Kalesi'nden Sarıçay'ın devamı, yakın geçmişin Harmanlık Mahallesi, eski kentlilerin buralar zamanında bataklıkmış dediği yerler.Görünen iki katlı yapı çiftlik evi tarzında bir yapı olabileceğini düşünüyorum. Var olan çadırlar ise işgal dönemindeki işgal askerlerinin çadırları diyebiliriz.


Bu da nadide bir fotoğraf ben ilk kez gördüm sizlerin de ilk kez gördüğünü düşünüyorum. Aslan Abla sokak civarından çekilmiş bir fotoğraf. Sokak ismi vererek tanımlama yapıyoruz ama o dönemlerde her yer yıkıntı olduğu için her hangi bir yıkıntının üzerine çıkılarak da çekilmiş olabilir. Bacaların ayakta olduğunu görüyoruz, bu bölgede savaşın en hararetli zamanlarında yangın çıktı. Muhtemelen evler ahşap olduğu için yanarken sadece evlerin taş olan bacaları kalmış.


Bu da yine Çimenlik Kalesinden net tarihi 1922-1923 olan bir fotoğraf. Az önce Dizdar Cami'sinin minaresinden çekilmiş bir fotoğraf göstermiştim, Dizdar Camisi burası, Nedime Hanım Mektebi'ni de görüyoruz. Cami sonraki yıllarda yıkılıyor. Nedime Hanım Mektebi'nin yan karşısında Ermeni Kilisesi ve Sarıçay boyundaki ağaçları görüyoruz.

 Diğer klasörümüz işgal yıllarındaki fotoğraflardan olmuş bir klasör. Chanak ibaresini gördüğünüz anda anlamalısınız ki o fotoğraf işgal yıllarında çekilmiştir. Türkler Kale-i Sultaniye olarak kullanıyorlar. Kale i Sultaniye padişahı anımsatan bir isim olduğu için onu yıkmak istemiyorlar. 1840'lardan itibaren genel olarak İngilizlerde Chanak ismini görüyoruz.

Peki Dardanelles?
Dardanelles boğazın iki kenarını ifade etmek için kullanılıyor. Eceabat da Dardanelles olarak kullanılıyor. Chanak ismi Malezya'da da var, Dardanelles ismi ise Amerika'da da, bazen karıştırmalar olabiliyor. Daha ilginç bir şey söylemem gerekirse geçtiğimiz günlerde bir fotoğraf beni yanılttı. Sonrasında altındaki bir ibare dikkatimi çekti. Adriyatik denizinin tam Akdeniz'e çıkarken olan noktasına da zamanında yabancılar Dardanelles demiş. Boğazı kapsayacak şekilde kullanmışlar.

Bu fotoğrafta görülen en belirgin mekan Fransız Katolik Kilisesi, yeri şu anda Vakıf İş Hanının olduğu yer. Denizde görülen iskele ayaklarını, 1900'lerin başında görülen bir fotoğrafta iskelenin tamamını görebiliyoruz.


Cumhuriyet Okulu işgal döneminden,1922 tarihli bir fotoğraf. İngilizler kısa süreli karargah olarak kullanmışlar.


Az önce gördüğümüz okulun ön tarafından bir fotoğraf. Fotoğrafları analiz ederken bazı detayları akılda tutmak lazım. Bunun ön tarafındaki beton zemin seçilebiliyor. Bazı fotoğraflarda beton zemin yok. Bunu dahi aklınızda tutmak tarih saptaması yaparken işinize yarıyor.


Çanakkalelilerin Tatarlar Camisi olarak bildiği Kayserili Ahmet Paşa Cami, Küçük Köprü yok, çay kenarındaki genişliğini görüyoruz. Sağ tarafta caminin minaresi yıkılmış, sol tarafında bugün Kuran Kursu olarak kullanılan binayı bugünkü haline çok benzer bir şekilde görüyoruz. Çay kıyısının oldukça geniş olması dikkat çekici.


Posta binasının bu kadar net bir şekilde gözüken başka bir fotoğrafını bulmak epey zordur.. Soldaki ağaç yıllar sonraki fotoğraflarda daha da büyümüş olarak karşımıza  çıkıyor. 


Bu sokak Yalı Cami'nin önündeki sokağa tekabül ediyor. İlk başlarda neresi olduğuna dair epey düşündüm. Üst kattaki pencere stillerinin hala daha korunduğunu görüyoruz. Fotoğrafta işgal askerlerini görmediğimiz için savaş yılları sonrası ya da öncesi olarak düşünebiliriz.


Bu fotoğrafın diğer fotoğrafın çekildiği yerden 90 derece dönerek çekilmiş olabileceğini düşünüyorum. Fotoğrafta görülen yerde şu anda market var, bilindiği üzere köşesi kesik olarak bir bina var ama o yıllarda böyle bir kesiklik göremiyoruz.


İşgal yıllarında Fransız askerlerinin şehre girişi, bugünkü Pazar yerinin orası, bildiğimiz set boyu. Bakış açısı olarak bizden tarafın Pazar yeri olduğunu düşünürsek muhtemelen arkamızı denize alarak çekilmiş bir fotoğraf. Bu kadar yoğun ağaçların olduğu yer ise bugünkü kantarlar bölgesinin orası diye düşünüyorum. Tabi o zaman düşünebiliriz ki Fransızlar nereden giriş yaptılar, nereden geliyorlar?


Arkada görünen Cumhuriyet Okulu, askerler eski devlet hastanesinin bulunduğu alanda eğitim yapıyorlar. 

 Bu fotoğraf da yine tespiti zorlaştıran bir fotoğraftır. Kayserili Ahmet Paşa Caddesi, sağda bugünkü Çanakkale Evi, belli belirsiz görünen yer Çiftlik Market'in bulunduğu bina, tam arkada çatısının bir kısmı görünen yer ise Calvert Yalısı. Daha sonrasında Halk Evi olarak kullanılacak olan binayı görüyoruz. 1932 haritasında ve Halk Evi tabelasının olduğu fotoğrafı biliyoruz. Bazı kişiler yaşadıkları dönemi baz alarak değerlendirme yapıyorlar fakat değişimi yok saymamak lazım. Çanakkale, ilginçtir ki 1890'lı yıllardan sonra inanılmaz mimari değişimler geçiriyor..Bu sokak o zamanlar Calvert yalısının arka bahçesi ve özel alan olduğu için kapalı.

O zamanlardan beri kıyıya yapılaşma mı var?

O zamanlar köyden büyük, kasabavari bir yer. Savaştan sonra revaçta bir yer olmaya başlıyor, göç almaya başlıyor. Öyle olunca yeni yollar, yeni mahalleler yapmak lazım, bununla beraber değişim başlıyor. 1880'lerde ya da 1890'larda bugünkü Halk Bahçesi'nden Necip Paşa Camisi'ne kadar hiçbir şey yok. 1900'lü yıllardan sonra ufak ufak binalar yapılmaya başlıyor. Bugün Piri Reis Müzesi olarak kullanılan eskilerin Sahil Sıhhiye binasının yapım tarihi 1902, binanın yerine başka bir binanın olduğu fotoğraflar da var. Fotoğrafın tarihi 1897 ile 1903 arası olarak tarihlendirilmiş.


Bu fotoğraf ilk kez karşımızda, yine az önce göstermiş olduğumuz nokta. Çiftlik Market'in önündeki bir çeşmeden bahsetmiştim işte o çeşmeyi görüyoruz. Elde ettiğim bilgilere göre 1930'lu yıllara kadar orada çeşme duruyor. Fotoğrafta gördüğümüz İskoç birliğinin bando takımı.



Bu fotoğrafta da bir önceki fotoğraftaki bando takımının nereye gittiğini görüyoruz. İskele Meydanı'ndan Saat Kulesi meydanına giriş yapıyorlar. Şu anda iskele meydanını görmektesiniz. Burası şeklen değişime uğraşmış. Yan tarafta İngiliz Eczanesini görüyoruz. Buradan da muhtemelen Çimenlik Kalesi'ne gidiyorlar.

Mimari değişim mübadele yıllarından sonra daha da mı artıyor?


Tabi, onların kültürüne göre bir mimari varken daha çok bizim kültürümüze uygun evler yapılmaya başlanıyor.

Neresi olduğunu tahmin eden olur mu acaba? Burası yüzde yüz Çanakkale bölgesinden çekilmiş bir fotoğraf. Burası Gazi İlkokulunun hemen karşısı,görülen siyah karartı Anadolu Mecidiye tabyası, 18 Mart 1915 yazısı da gözüküyor. İki değirmenin olduğu yer otopark ile eski Merkez Ortaokulunun olduğu yere tekabül ediyor. Tam olarak Orman İşletme Lojmanlarının olduğu yer diyebiliriz. Çekildiği tarih 1900'lü yılların ilk beş yılına denk geliyor. Görüldüğü üzere o zamanlar tarım arazisi olarak kullanılıyor. 


Bu fotoğrafta İskele Meydanına bugünkü ÇOMÜ binasının balkonundan bakıyorsunuz. Beyaz binanın olduğu yer bugün arabalı vapura binilen yer. Görmüş olduğunuz sokağın adı İskele sokak olarak geçiyor. Bugünkü Polis evine doğru çıkan bir sokak var. Burada en az 4 ya da 5 adet günümüze kalmayan, yok olmuş sokak var. Arkada görülen yer Hastane Bayırı. Fotoğrafın üstünde Çanakkale'den fotoğraf alıp bunlardan kartpostal hazırlayıp gemilere satan kişilerden birinin klişesi yer alıyor. 1840'lı yıllarda Osmanlı'ya fotoğraf gelince özellikle yabancı uyruklulardan, levantenlerden ya da dışarıdan gelen fotoğraf eğitimi almış  kişiler II. Abdülhamit'in fotoğrafa olan ilgisinden dolayı çalışma imkanı buluyorlar. Bu imkan iyi ki bulunmuş ki o döneme ait fotoğraflar bize ulaşıyor. Yoksa sadece işgal döneminde çekilmiş fotoğrafları görebilirdik. Bu da Ermeni asıllı bir Fransızın Çanakkale fotoğraflarından hazırlamış olduğu bir fotoğraf. Bina aslında birçok Çanakkale fotoğrafına görünen bir bina. Ancak bir türlü yeri tespit edilememişti ama hepsini bir araya getirerek bugünkü yerini tespit edebildik. Deniz Bankın ön tarafı şu anda Manolya ağacının olduğu yerlere tekabül ediyor.  

1915 yılında uçaktan çekilmiş bir Çanakkale fotoğrafı, Çanakkale, Atatürk Caddesi'nden Cumhuriyet Meydanı'na doğru ve Sarıçay ile sınırlı bir alan içerisinde oluşmuş.


 O yıllarda herhalde yine bir okul olsa gerek ama bahçesinin intizamlı olması bizi düşündürüyor. Sonraki yıllarda aynı manzara ile karşılaşmıyoruz. 1890'lı yıllardaki Öğretmenevi binasıdır. Kemal amcamız bu binanın özel mülk olduğundan bahsetmişti. Hatta İngiliz ismiyle andı. Bu fotoğraf ise Orta Mektep olarak kullanıldığı zamanlardan kalmadır. 


 Bu da ilginç bir fotoğraf. Bu fotoğraf 1890'lı yıllarda çekilmiş. Görmüş olduğunuz Fransız Kilisesi fakat bazı kayıtlarda kilisenin 1890'lı yıllarda onarım geçirdiği yazar ona mı denk geliyor yoksa ilk çan kulesinin inşası mı? Onun da 1890'larda inşa edildiğini biliyoruz. 1890'lara kadar gizli saklı ibadet edilirken 1890'lı yıllarda padişahtan alınan özel izinle kilise inşa ediliyor. Belki de o yıllara ait ve görülen kule de o izinle inşa ediliyor.

Bu fotoğrafın 1912 öncesinden olma olduğu kesin bunun nereden anlıyoruz diye soracak olursanız, Saat Kulesi'nin 1912 öncesi halini görüyoruz. Deprem daha gerçekleşmemiş ve yıkılmamış. Genelde bu rıhtımda daha çok iskele ve gemilerin yanaşacağı alanlar söz konusu. Savaşta diğer tarafa kayıyor. Savaş döneminde İngilizler bugünkü Truva Atı ile Necip Paşa Camisinin arasına iskeleler kurarak orayı kullanıyorlar.
Fotoğraf epey bakımsız ve kötü durumdadır.

Ahmet Kolkoparan: 1890'lı yılların sonları ya da 1900'lü yılların hemen başı olduğunu düşünüyorum. İkisi arasında kıyaslama yapacak olursak beyaz bina ikisinde de görülürken önü biraz daha karmaşık biraz daha kalabalık görünüyor. Fotoğrafın en sağı Donanma Çay Bahçesi'nin olduğu yer. En solda ise Calvert Yalısı görünmektedir. Sahili kullanma alışkanlığının çok daha eskilerden geldiğini düşünüyorum. Şehrin oluşumu önce kalenin arkasında başlıyor, bugünkü Ermeni Kilisesi'ne kadar uzanıyor, daha sonra yan tarafa kayıyor. İlk oluşum esnasında haliyle Çimenlik Kalesi'nin içerisindeki iskeleler yetersiz gelince, Levanten sistemi gelmeye başlayınca dışarı kayması icap ediyor. Kaleye en yakın bölge burasıdır.

Fethi Çağlar Turhanlı: Kıyı boyunca yapılanma elçilik, konsolosluk ile alakalı bir durum.

Ahmet Kolkoparan: Kale etrafında çoğalacağız düşüncesi 1890'lara kadar devam ettiği için bu gelişimi görüyoruz. Savaştan sonra sahilin iç kesimlerine de giriliyor. 1930'lara kadar Halk Bahçesi'nden bugünkü üniversitenin olduğu alana kadar boşluk var. İnsanlar kendisini kaleden uzaklaştıkça güvensiz hissediyor. Daha sonrasında düşünce değişiyor ve insanlar Çanakkale'yi tüm alanıyla kullanmaya başlıyorlar.

Bir sonraki, Kasım ayındaki etkinliğimizde bazı yanlış bilgilerin doğrusunu göreceğimizi ümit ediyorum.  İspatlarıyla bir yanlışı düzeltmeye çalışacağız.

Kentler Anlatılınca Güzeldir sloganı ile çıktığımız bu yolculukta kentimizi anlatmaya ve paylaşmaya devam ediyoruz. Eylül ayından itibare...