14 Mart 2018 Çarşamba

28 Şubat 2018 Çanakkale'den Derlenen Masallar VI sohbeti çözümlemesi





28 Şubat 2018 Çanakkale’den Derlenen Masallar VI çözümlemesi 

Ömer Gözükızıl: Bu sefer daha bilindik bir anlatı olsun diye Şahmeran’ı seçtik. Daha önce gönderimizde vardı Çanakkale’de 6 kez derlediğimiz, anlatıcıların üçünün erkek üçünün kadın olduğu bir masal. Birisi 43, birisi 97, geri kalanları da 70 yaşın üstündeler. İki tanesi okuryazar değil, biri okuryazar, biri 3 yıllık eğitmen mezunu diğer ikisi de ilkokul mezunu. İkinci varyanttaki masal okunarak öğrenilmiş bir masal. Anlatılar arasında epeyce farklılıklar var. Birini dinleyeceğiz ama gerektiğinde diğerlerine döneceğiz ve onlar üzerinde de yorum yapabiliriz. Elimizde böyle bir imkan varken bir arkadaşımız çocukluğunda dedesinden dinlediği şahmeran masalını bize sunacak. O da bunların neresinde olacak, ne kadar farklı bir anlatı olacak onu merakla dinleyelim.

Duygu Yıldırım: Merhaba ben Duygu Yıldırım, Erzincanlıyım. Masalı dedemden dinledim, metnini de daha önce okumadım. “Çoban Mehmet varmış ve Çoban Mehmet’in annesi çok hastaymış. O zaman köylerde de şifalı otlar varmış. Çoban Mehmet her Cuma günü o otları aramaya gidiyormuş ama artık kış geldiği için hayvan saldırısına uğramaktan korktuğu için yalnız gitmek istemiyormuş yanına bir arkadaş da istiyormuş. Böylece arkadaşı Ahmet ile birlikte her Cuma annesine ot bulmaya gidiyormuş. Annesi korkuyormuş ve gidince peşinden bir sürü dualar ediyormuş, ‘Allah'ım oğluma bir şey olmasın, sağ salim evine varsın.’diye. Bir Cuma günü Mehmet gür bir ağacın altında derin bir çukur görüyor. Çukurun altlarına bakarken bir şekilde ayağı kayıyor ve çukurdan içeriye düşüyor. Ahmet günlerce arkadaşını arıyor ama Mehmet çukurun altından günlerce yürüyor ve sonunda parıltılı bir yere varıyor. Orada bir şahmeran yatıyor. Çok güzel bir kadın ancak kadının belden aşağısı bir yılan. Mehmet o an orada çok şaşırıyor ve bayılıyor. Mehmet’i ayıltmaya, uyandırmaya çalışıyorlar. İki gün sonunda da Mehmet uyanıyor, yine karşısındakini görünce çok şaşırıyor ve nereye düştüğünü anlamak için etrafındakilerle konuşmaya çalışıyor. Ancak onlar onun dilinden anlamıyorlar. Sonra Şahmeran diyor ki ‘Kuzular meliyor, senin dilinden anlasalardı sen de onlarla konuşurdun. Yılanlar birbiri ile konuşuyor sen de onların dilinden anlasaydın bana onların ne söylediklerini söyleye bilirdin’ diyor. Şahmeran Mehmet’i ağırlıyor ve Mehmet bu durumdan son derece memnun oluyor ama aklıda annesinde, acaba nasıl, iyileşti mi, anneme kim yemek götürüyor, diye düşünüyor. Ahmet’te o sırada arkadaşını arıyor. Şahmeran Mehmet’e diyor ki ‘ben seni yeryüzüne çıkaracağım ama sen benim yeryüzündeki elçim olacaksın, yeryüzünde ne olduğunu çok merak ediyorum ama kesinlikle beni gördüğünü hiç kimseye söylemeyeceksin.’ Diyor. Mehmet bir kere çıkıyor, iki kere çıkıyor ama annesini görmesi yasak. En sonunda şahmeran diyor ki ‘şu an bulunduğun yerden, benim yanımda olmaktan mutlu musun, beni seviyor musun?’ diyor. Mehmet, ‘hayır, ben seni sevmiyorum çünkü sen benim normalde gördüğüm insanlara benzemiyorsun.’ Diyor. Sonra bunun karşılığında Şahmeran Mehmet’e ‘peki o zaman artık seni yeryüzüne çıkarmıyorum.’ Diyor. Çünkü Şahmeran’ın Mehmet’e gönlü düşmüş oluyor ancak Mehmet sürekli bir yolunu bulup kaçmaya çalışıyor. Sonunda Mehmet o çukurdan çıkıyor ve kaçıyor, bundan sonra Şahmeran hiç kimseye güvenmiyor ve o çukuru elçilerine kapattırıyor ve artık insanoğlu ile hiç temas etmiyor.”
Dedem bunu bana sır tutmayı öğretmek için anlatmıştı. Birinin bana verdiği sırrı hiç kimseye söylememem için anlatmıştı ya da o zamanlarda sevdanın ne kadar kuvvetli ne kadar güzel bir şey olduğunu anlatmak için bu masalı seçmişti. Ben bu kadarına vakıfım, bu kadarını biliyorum, teşekkür ederim.

Ömer Gözükızıl: Çok teşekkür ederiz. Bu masalı dinlediğinizde kaç yaşındaydınız?

Duygu Yıldırım: Dedem bunu bir 7, 11 ve 12 yaşında anlattı. 7 ve 11 yaşlarında sır tutmam için anlatmıştı ama 12 yaşında ilk defa birini sevdiğimi düşünmüştüm o yüzden masala böyle bir ekleme yapıp anlatmıştı.

Ömer Gözükızıl: Neden sır tutmanız gerekiyordu?

Duygu Yıldırım: Kuzenlerim dedemin kumbarasından para çalıyorlardı ve ben bunu söylemek zorunda gibi hissetmiştim. Dedem de bunu ispiyoncu bir şekilde değil ama daha farklı söyleyebilirsin diyebilmek için anlatmıştı.

Ömer Gözükızıl: Dedeniz anlatırken dini terimleri ve sözcükleri sizin kullandığınız ölçüde kullanmış mıydı?

Duygu Yıldırım: Tam anlamıyla hatırlamıyorum ama muhtemelen bu şekilde kullanmamıştır. Çünkü dedem bize bir sürü masal anlatırdı ama bu bana en çok dokunandı.

Ömer Gözükızıl: Bitirişte Şahmeran dünya ile bağlantısını kesiyor ve gidiyor. Derlediğimiz 6 anlatıda da zannedersem bu tip bir bitiriş yoktu. O yüzden arkadaşımızın sunduğu masal önemliydi. Yine de aradan 10 ya da 12 yıl geçtikten sonra anlatılabilecek kadara hafıza da kalması, bundan sır ve sevgi üzerine sonuçlar çıkarmanız da önemli.
Şahmeran Mehmet’e hayvanların dilinden anlamayı öğretti mi?

Duygu Yıldırım: Hayır öğretmedi çünkü Şahmeran Mehmet’i seviyor, ona gönlü düşüyor ama Mehmet Şahmeran’ı sevmiyor belki sevseydi öğretirdi.

Ömer Gözükızıl: Bu aşk, sevgi durumu diğerlerinde bu kadar açıktan değildi. O yönüyle de ilginç geldi. Şimdi derlediğimiz masalı dinleyebiliriz.

Masalın dinlenmesinin ardından…

Ömer Gözükızıl: Arkadaşımızın anlattığında kahraman Çoban Mehmet idi, müthiş bir yerelleşme yapılmıştı ama yazılı metinlerde Camisap olarak geçiyor. Kahraman adının yerelleşmesi çok sıklıkla karşılaştığımız bir durum. Karıncaların, canavarların insanları yemesi Binbir Gece’de okudum gibi geldi bana ama sizin aklınızda kalan var mıydı?

Elif Kanca: Hem Binbir Gece’de hem de Murathan Mungan’ın işlediğinde de yer alıyor. Şahmeran bir ihanet öyküsüdür. Onun bir kere daha ihanet uğramış olduğunu anlatıyor. Burada biraz karışık olduğu için pek anlaşılmıyor.

Ömer Gözükızıl: Şuradan başlamak istiyorum nedir bu yılan bize anlatır mısınız? Mitlerden itibaren hep hayatımızın içinde yer alıyor.

Elif Kanca: Yılan temel su motifi ya da ejderha olarak karşımıza çıkan tarıma geçme ile beraber suyun kontrolü önem kazanıyor. Erken devlet teorilerinden biri tamamen devletin kontrolünde su kontrolü var savına dayanır. Dolayısıyla su erken tarım devletlerinde iktidar sembolü oluyor. Ortadoğu’da en sık gördüğümüz sembol kartal ile yılandır. Güneş ile su sembolleridir ve birbirleriyle sürekli çatışma ve kavga halindedirler. Çünkü ikisi de hayat kurucu element olarak kritik öneme sahiptir. Onları ne kadar kontrol edebilirseniz topluluğunuzu hem ekonomik hem de siyasal anlamda bir yerde tutmuş olursunuz. Su sembolü hayatiliği ile beraber bütün kültürlerde çok net görebileceğimiz bir şeydir. Anadolu’da çok söylenir ki “ her kuyunun bir yılanı, sahibi vardır.” Burada da sahibi Şahmeran, yılanların sultanı olarak karşımıza çıkıyor. Benim okuduğum en trajik öyküdür. Sonu ihanet ve ölümle biter. İhanetin arkasından Şahmeran iktidarını kaybeder. Camisap ya da Mehmet aslında ihanet etmek istememektedir. Koşullar onu oraya getirir. Öyküdeki diğer karakterde ölümsüzlüğün peşindedir. Şahmeran üzerinden olacağını düşünür. Suyu kontrol eden gücü de kontrol edecektir aslında.

Şeref Uluocak: Sanırım ejderhanın zamanı temsil etme gibi bir motifi var. Ölümsüzlüğün aslında ortadan kaldırılması, ihanetten bahsediyoruz, sihirbazlık diye sürekli vurguluyor anlatıcı aslında sihirbazlık orada yılanların kendi hükümdarlarını kendi elleri ile şifa arayan birine teslim etmek. Teslim ettikleri anda muhtemelen ölümsüzlük ihtimalini de ortadan kaldırmış oluyorlar. Ölümsüzlüğün ve ona ilişkin inancın da ortadan kaldırılmasını temsil ediyor.

Elif Kanca: İnsan ölmek zorundadır.

Şeref Uluocak: İnsan ölmek zorunda ve ölümsüzlüğü arama ihtimali Şahmeran’ı öldürdükleri anda, teslim ettikleri anda ortadan kalkmış oluyor.  Neden kadın sorusu bence önemli. Zamana hükmeden ejderha ya da zamana hükmeden onu temsil eden ile kadının özdeşleştirilmesi bence şans eseri değil. Çünkü ikisi de kontrol edilmezliği temsil ediyor. Zamanı da kontrol edemezsiniz kadını da doğayla ilişkisi açısından düşünürseniz kontrol edemezsiniz. Onun üstünde kurulacak egemenlik biçimi biraz önce anlatılar içerisinde rüyalar vs ile gerçekleşiyor. Kadının kadını teslim etmesi bence ilginç bir motif. Kadınlar acaba sistemin bu şekilde yürümesine mi katkıda bulunuyorlar diye düşünebiliriz. Kahraman olan kadın ortadan kalktı masalın içinde.

Ömer Gözükızıl: Şahmeran'ın toprak ve su ile olan ilişkisini kurduk. Cinsellik anlamında yılanın Şahmeran dışında da bir işlevi var mı?

Elif Kanca:  İşaret var ama onun negatifleşmesi yani yılan üzerinden negatifleşme tek tanrılı dinler ile geliyor. Cennetten kovuluş hikayesinde yılanın kendisini şeytanmış gibi göstermesi gibi bir durum  var. İlk günah denilen şey yine cinsellikle ilgili bir şey. Bir taraftan insanın kendi kaderini de eline aldığı bilgiye ulaşabildiği noktayı temsil ediyor.

Şeref Uluocak: Yılan bilgiyi temsil ediyor. O anlatıda bilgiye ulaşılması için Adem ile Havva’yı ikna etmeye çalışıyor. Şahmeran’da da buna benzer bir şey görebiliyoruz.

Ömer Gözükızıl: Yılan bilmeyi serbest kılıyor aynı zamanda cinselliği ve ölümü de getirmiş oluyor. Geçen ayki masalda değinmiştik gülünce gözlerinden inci mercan dökülmesine burada da anlatının içindeki anlatıda karşıdan karşıya geçmek için ayaklarının altından çimen çıkıp bulunan yeri toprağa çevirme motifini görüyoruz.

Elif Kanca: Suyun üzerinde yürüme motifi de vardı.

Ömer Gözükızıl: Türkler suyla doğrudan temastan hiç hoşlanmıyorlar. Hiçbir anlatılarında doğrudan temastan hoşlanmıyorlar. Hayvan anlatılarında da suya girilecekse mutlaka olumsuz bir şey gerçekleşecektir. Çardak anlatısında daha önceki dini ve mitsel anlatılarda karşılaştığımız suyun üzerine toprak atarak ilerlemeyi görüyoruz.

Elif Kanca: Bu kutsallıktan geliyor olabilir. Ateşe de aynı şekilde belli yasalarla yaklaşırsınız. Su kutsaldır insan varlığı ile onu kirletebilir.

Fatma Şanlı: Su ve yılan şifa kaynağıdır. Yok olurken bile şifa oluyor. Şifa olduğu anda ölümsüzlüğü de beraberinde getiriyor. Kadında üretken de olduğu için üçü birden çok oturdu. Tarsus gezilerimizde hamamdaki yok oluşunun hala daha hamamda görünür olduğuna inanır insanlar. Hepsi örtüşüyor. 

Şeref Uluocak: Zehirin doz ile ilintili olması da önemli. Doz aşımına uğramadığın sürece yararlı ama doz önemli, en önemlisi de bilgiyi temsil ediyor.

Yusuf Çelik. Ben şunu fark ettim Doğu’daki varyantlarda Şahmeran iyi gibi görünürken Yunan mitolojisinde Medusa aslında aynı karaktere bürünmüşler o kötü bir karakter oluyor. Bunun sebebini anlamış değilim.

Ömer Gözükızıl: belki orada da Medusa tensel olarak yılan değildi, kadındı sonradan yılanlaşma oldu.

Şeref Uluocak: Evcilleştirilemezliği temsil ediyor. Yaradılış anlatısında da “ o ağaca git, meyvenin tadına bak” diyor. Orada da bilgi var. Bilgiyi gösteriyor, yılan ya da kadın olmaması önemli değil.

Elif Kanca: Asya toplumlarına baktığınızda ejderha kutsaldır ama batıda ejderha tehlikeli ve negatif bir yerdedir. Ejderha figürü iktidarı temsil eder. Avrupa ve ortaçağ feodalitesindeki ejderha figürü zalimliği temsil ederken, doğudaki ejderha figürü zaten tanrısal olana atıfla adaleti temsil ediyor. İki toplum arasındaki siyasal örgütleniş ve iktidara biat ediş ile ilgisi var.

Duygu Yıldırım: Şöyle de bir şey var ev sahipliği dedik Doğu’da mesela ev sahibi olgusundan çok bu evin sahibi yılandır ya da ölmüş iki kız kardeştir. Bu ev o yüzden korunur inanışı vardır. Ziyaretler ve türbelerde var aynı şekilde.  Eski anlatılara göre ziyarette iki tane yılan var. O yılanlar kapıdan geçmenize izin veriyorsa siz iyi bir insansınız eğer sizi o kapıdan içeri sokmuyorsa kötü bir insansınız. Söylediğiniz gibi adaleti de temsil ediyor. Çünkü iyilik ve kötülüğü de ölçebildiği anlatılıyor.

Şeref Uluocak: İyilik ve kötülüğün ölçütü bilgi sahibi olmak.

Sedat Çılgın: Biz ocak sahibiyiz ocağın adı yılancık ocağı. Dedemin yılanlarla konuşabildiğini biliyorum. Aynı zamanda bazı hastalıklara şifa bulduğu rivayet ediliyor. Rahmetli babaannem anlatırdı, evimizin büyük bir bahçesi varmış, biz o zamanlar küçüğüz, bahçeye yılan geliyor. Dedem iletişime geçebildiği için diyor ki “ burada torunlarım oynuyor daha sonra gel, korkarlar.” Yılan bahçeyi terk ediyor, daha sonra geliyor. Dedemle bağlantısı nedir, besliyor mu yoksa farklı bir alışveriş mi var onu bilemiyorum. Ocak sahibi olduğumuz için babadan oğula geçme durumu söz konusu, dedemden amcalarıma ya da babama geçiş oldu mu çok net bilmiyorum. Dedemden dinlediğim kadarıyla evet evin sahibinin yılan olması aynı zamanda eğer iyiyseniz size dokunmuyor ama kötüyseniz size mutlaka etkisi oluyor.

Ömer Gözükızıl: Başımdan geçen bir olayı anlatayım. Çok fazla hayvanlara kıyamam ama ilk gençlik çağlarımda, 14-15 yaşlarında ben yarım metre boyunda bir yılanı öldürdüm, yanıma aldım. Kimin dediğini hatırlamıyorum ama biri “bunun annesi gelir, seni bulur.” Dedi. “Ne yapacağız.” Dedim. “sen bunu bir hafta yanında yatırırsan annesi gelmez.” Ben bir hafta yılanla koyun koyuna yattım.

Gonca Yalçın: Benim de şu dikkatimi çekti. Masal tamamen ihanetin üzerine kurulmuş olmasına rağmen Camisap şahmerana ihanet ediyor ama suyu içtiğinde ölmüyor. Bu bana çok ilginç geldi. Kötülük bile yapsan karşısındaki insan iyiyse o sana iyilik yapıyor.

Yusuf Çelik: İyi ile bilgeliği mi eşitliyoruz şu anda?

Şeref Uluocak: Zaten iyi olan, kalpten inanarak yapılan, etik değerlendirme konusu bir bilgi konusudur. Bir söz var “iyilikten maraz doğar.” Bunun nedeni bilgi sahibi değilken iyilik yapmaya kalkarsan maraz doğaca. Çünkü iyilik bir etik sorgulama meselesi etik de bir bilgi konusudur. Yılan da bilgiyi temsil ediyor. Her zaman çok bilgi sahibi olmadığımız konularda karar almak zorunda olduğumuz için bence aynı zamanda da zamansallığı temsil ediyor. Bizler karar alma durumu söz konusu olduğunda her zaman yeterli donanıma sahip değiliz ve risk alıyoruz. O riski de yılan ya da ejderha temsil ediyor. Bilgi, zaman ve yapmak zorunda olduğumuz seçimler, şahmeranın yenilmezliği, kadına yüklenen özellikleri bize yol gösterici bir sembolizm sağlıyor.
Birinci varyantın yeniden okunmasının ardından

Ömer Gözükızıl: İlk bölümü bir anlatıydı ama karısı ile evlenmesi ayrı bir anlatı. Bağlantıyı ne kuruyor, Şahmeran ağzına üç kere tükürüyor, hayvanlarla konuşacak hale geliyor. İki farklı anlatı Şahmeranın motifi ile Şahmeran'ın içine girivermiş.


Şeref Uluocak: Erkek mayalandı. Ana tanrıça kültüne geçti.

Ömer Gözükızıl: Temizlenmiş bir Şahmeran bulsaydık bu kadar çok motife rastlamayabilirdik. Ağza tükürülmeyi nasıl açıklayabiliriz?

Şeref Uluocak: Bir yola girme biçimidir aynı zamanda o kişi söz vermiş oluyor.

Cevat İnce: Tükürme ile ilgili olarak aklımda bir şey var. Eğitimle öğrendiklerimiz var bir de bedenin kendinde kodlanmış bilgi var. Tükürerek ağızdan ağza aktarılan bizim bilmediğimiz, öğrenmediğimiz bilginin dışında genetik olarak taşıdığımız bir bilginin mi aktarımı oluyor. Aile dışından ya da içinden birine doğal olarak var olan bilgi ve birikimi aktarmanın yolu olarak kullanılıyor gibi bir şey.

Duygu Yıldırım: Bizim oralarda “sanki ağzına tükürmüş.” Derler. Sanki aynısı gibi benzetme yaparlar.

Şeref Uluocak: Dönüştürüyor, kendine benzetiyor.

Şeref Uluocak: Konuşturulan kurt olsaydı, tek eşli olduğu için daha ilginç olabilirdi.

Ömer Gözükızıl: Anlatılarda genelde horoz konuşturulur.

Elif Kanca: Horozun konuşturulmasında suyla güneş karşıtlığı yine devrede. Horoz güneş doğduğunda öttüğü için çoğu yerde kutsal kabul edilir ve konuşturulur.

Sedat Çılgın: Şahmeranda kadın silueti var da benim dikkatimi çeken şu yılanda hiçbir zaman kadın ya da erkeğe dair bir şey yoktur.




13 Mart 2018 Salı

X. Çanakkale Müzeler Buluşması


10.Çanakkale Müzeler Buluşması, Çanakkale Kent Müzesi toplantı salonunda 10- 11 Mart 2018 tarihlerinde yoğun bir çalışma ile "Müzeler Eğitim ve Teknoloji" başlığı ile gerçekleştirildi.

Toplantı öncesi kurgulama aşamasında oluşturulan; "Teknoloji müzelerin koruma, sergileme, eğitim, eğlendirme, iletişim gibi tüm amaçlarının gerçekleştirilmesinde çok büyük yer kaplar hale geldi. Son yıllarda Türkiye müzelerinde de bu kapsamda önemli çalışmalar yapıldı." tespiti ile başlayıp "Öte yandan Türkiye müzelerinin özellikleri dikkate alındığında seçilen uygulamaların maliyetleri, sürdürülebilirlikleri, fırsat eşitliği gibi konularda ciddi soru işaretleri de olduğu" tespiti ile başlayan süreç 10. Çanakkale Müzeler Buluşması’nda tüm bu teknolojileri özellikle müzelerin eğitim işlevi açısından masaya yatırıldı. Buluşma süreci planlandığı üzere iki gün program üzerinden gerçekleştirildi ve ilk gün kavramsal çerçeve üzerine tanımlar ve uygulama deneyimlerinin paylaşımı ile geçti.

Bu bağlamda başlayan buluşma ilk günü Kent müzesi Koordinatörü Cevat İnce'nin açılış konuşması ardından Çanakkale Belediye başkan vekili Birten Sarıbaş'ın konuşması ile başladı.  Ardından öğleden önceki oturumlara geçildi ve Harikalar Kutusu kurucusu Bilgisayar Yüksek Mühendisi, Müzeci Bülent Özden; "Müzelerde Teknoloji Kullanımına Genel Bakış" başlıklı sunumu ile teknolojinin gelişimi ve müzelerde uygulanışı üzerine bir sunum yaptı. Farklı uygulamalardan örnekler ile gerçekleştirdiği sunumda altını çizdiği konularda teknolojinin müzede kullanımı aşamasında müzeciliğin multidisipliner bir çalışma olduğu ve her disiplinin müzecilik alanında uzmanlar ile işin başından itibaren yönetilmesi gerektiğini, bu bağlamda teknolojide de aynı şeyin geçerli olduğunu, teknolojinin müzelerde yalnızca hoş zaman geçirme/ eğlence aracı olmaması gerektiği koruma, sergileme ve eğitimde önemli bir yardımcı alan olduğunu, özellikle sergilemede objenin önüne geçmeyen objeyi açıklama, tanımlama ve anlamlandırma da bir araç olmasının ilk öncelik olmasının önemine değindi.  Teknolojinin hızla gelişen bir alan olarak müzede kullanımına dair alınan kararlarda gelecek projeksiyonu ile birlikte değerlendirilmesi gerektirdiği ve bakım onarım ve yenilenme süreçlerinin ve işletim maliyetlerinin baştan karar alma süreçlerinde tartışılmasının ve karara bağlanmasının sürdürülebilirlik bağlamında altını çizerek paylaştı. İkinci konuşmacı ise "Teknoloji ve Eğitim" başlıklı sunumu ile ODTÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soner Yıldırım, eğitim teknolojileri ile teknolojinin yanı sıra öğrenme kavramı ve bu kavramın oluşma süreçlerine dair bilgiler paylaştı ve beynin gelişim ve öğrenme eylemine dair fonksiyonlarından söz ederek müzelerinde birer öğrenme mekanı olarak öğrenmeye yönelik verileri gerek teknolojide gerekse klasik yöntemlerde kullanırken kullanabileceği temel kavramlar ile istatistik verileri paylaştı.

Üçüncü sunu ise Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Bölümü Sanat yönetimi Anabilim Dalı'nda Öğretim üyesi Doç. Dr. Kadriye Tezcan Akmehmet'in, "Müzelerde Teknoloji ve Eğitim: Temel Kavramlar, Teoriler ve Uygulamalar" başlıklı sunumuydu. Müze tanımı ve bu tanımda yer alan eğitim kavramı üstünde duran Akmehmet'de teknolojinin bir amaç değil araç olduğu vurgusunu yaparak müzenin kuruluş süreçlerinden itibaren eğitim programlarının oluşturulması ve sonuçlarının takip edilmesinin önemine vurgu yaptı.

Dördüncü sunumda ise Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Bilgi Belge Yönetim Bölümü'nde öğretim üyesi Doç. Dr. Nevzat Özel, "Dijital Çağda Müzeler: Dijitalleştirme, tanımlama ve Erişim" başlıklı sunumunda özellikle bilgi ve belgenin depolanması ve paylaşıma dair teknolojinin önemini ortaya koyarken ulusal ve uluslararası platformlarda bilginin paylaşımına dair sorunları sorun kaynaklarını ve çözümlerini içeren bir sunum yaptı. Obje, belge ve bilginin arşivlenmesi yönetimi süreci öncesinde de belge/objenin tanımlanmasında uzmanlıkların önemine vurgu yaparak detaylı bir envanter bilgisinin gerek kullanıcının kullanımın da ki rahatlığı gerekse bilgiyi arayanın bulmada yaşayacağı zorluk ve kolaylıklardan söz etti. Aynı zamanda farklı kurumlar da yer alan aynı doküman obje ve bilginin farklı biçimlerde tanımlanması ortak bir dil ile aşılabileceği ve kurumlar arası iş birliğinin önemine değinerek ulusal ve uluslararası alanda farklı örnekler ile eşgüdümün önemine vurgu yaptı. Kavramsal sunumların ardından uygulamada yaşanan deneyimlerin paylaşıldığı sunumlar yapıldı. İlk sunum Mithra İstanbul Kurucusu, Müze Bilimci, Yeşim Kartaler'in "Güncel Müze Teknolojileri ve Uygulama Örnekleri" başlıklı sunumu oldu. Özel sektörde müzecilik hizmetleri üretmenin zorluklarına değinen Kartaler, özellikle ihale süreçlerinde yaşanan zamanlamaya dair olumsuzluklara değinerek kısa sürelerde bir tasarım beklentisinin alanda yarattığı problemlerden söz etti. Kavramsal sunumlarda olduğu gibi müzede teknolojinin bir amaç değil araç olarak gördüklerini belirterek sergilerde bilgiyi destekleyen araçlar olarak nasıl kullandıklarını ve özellikle obje ve belge eksikliklerinde bilginin bütünün anlatımı için teknolojiyi bir araç olarak kullandıklarını anlatı. Arel Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksek Okulu Çocuk Gelişimi Bölümü'nde öğretim görevlisi, Hande Usbaş ise "Çocuk Eğitimi ve Teknoloji" başlıklı sunumunda bebeklik çağından itibaren öğrenme ve teknoloji ilişkisine dair yapılan bilimsel çalışmaları ve istatistik verileri paylaştığı sunumunda çocukların teknoloji ile yaş aralıklarına göre ne zaman ve nasıl temas etmesi/etmemesi gerektiğini anlattı. Qulto İnternasyonel Türkiye Sorumlusu Gizem Gültekin Várkonyi ise "Avrupa Müzelerinde Teknoloji Kullanımı: Macaristan Örneği" başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Sunumunda Macaristan ve Türkiye müzeciliğine dair mukayeseler yapan Várkonyi istatistik bilgilerde paylaştı. Teknoloji kullanıma yaklaşımda da diğer sunumlar da olduğu gibi amaçlarının teknoloji kullanımın amaç değil sunum, depolama ve iletişimde bir araç olarak kullanılmasından yana tavır sergilediklerini belirtti.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı'ndan katılan sanat tarihçi Yusuf Kartal ise, "Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Müzecilik Deneyimleri" başlıklı sunumu ile alan başkanlığı sorumluluk alanında yer alan iki mekanda alan başkanlığı kuruluşundan günümüze kadar geçen süreçteki deneyimlerini paylaştı. Bu paylaşımda Alan Başkanlığı kuruluşundan önce faaliyete geçen ve aktif olarak halen kullanılan Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi (Simülasyon Salonları) ile bu ay ziyarete açılması planlanan Kilitbahir Kalesi Müze Teşhir Tanzim uygulamalarını paylaştı.  Özellikle sürdürülebilirlik konusunda merkezin tamamen teknoloji kullanımı üstünden tasarlanmış olmasına rağmen tanıtım merkezinde yaşanan arızalar ve arızalara müdahalede yaşadıkları problemler ile diğer konuşmacıların da sık sık vurgu yaptığı teknoloji ve sürdürülebilirlik konusunda yaşadıkları sıkıntıları paylaştı. Kilitbahir Kalesi uygulamalarında ise obje, klasik sergileme ve teknoloji arasında oluşturmaya çalıştıkları dengeye vurgu yaptı. Bursa Müzeleri deneyimi başlıklı sunusu ile Bursa Kent Müzesi'nden Sanat Tarihçi Dilek Yıldız Karakaş özellikle kent müzesinde yer alan teknolojide yaşadıkları sürdürülebilirlik çalışmalarından söz ederken eğitim konusun daha geleneksel yöntemleri kullandıklarını özellikle Çağdaş Drama Derneği ile birlikte yaptıkları drama çalışmaları ve sonrasında müzelerinde gerçekleştirdikleri çalışmaları ve sonuçlarını paylaştı.

İlk günün son sunumu ise Çanakkale Kent Müzesince yedi yıldır uygulanan " Kentimizdeki Müzeleri Geziyoruz Programı" ve bu programın uygulanması ve uygulama sürecince müzelerdeki uygulamalar ile çocukların ilişkilerine dair gözlemler paylaşıldı. Proje yürütücüsü Çanakkale Kent Müzesi personeli Macide Aksu ve Fethi Çağlar Turhanlı tarafından gerçekleşen paylaşımda; Projenin tüm kentteki müzeler (Kent Müzesi, Deniz Müzesi, Arkeoloji, Seramik, ÇTSO Piri Reis Müzeleri ile Çanakkale’nin Evlatları İnteraktif Deneyim Sergisi ) İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Çanakkale Belediyesi Kültür Müdürlüğü ile koordineli olarak yürütülmekte olduğu ve kentte bulunan tüm ilkokulların üçüncü sınıf öğrencileri ile gerçekleştirildiği paylaşıldı. Bu süreçte çocukların müzelerde karşılaştıkları teknolojik sunumlara tepkileri paylaşılırken tüm sunumlardaki bilgilerin gözlemleri ile örtüştüğünü ifade ederken en çok bir oyun haline dönüştürdükleri ÇTSO Piri Reis Müzesindeki teknolojik uygulamadan çocukların etkilendikleri ifade ettiler. Paylaşımlarının sonunda, bu yıl başlaması gereken 8. Kentimizdeki Müzeleri geziyoruz projesi için her yıl rutin olarak Çanakkale Belediyesi ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında gerçekleştirilen yazışmamıza cevaben İl Milli Eğitim Müdürlüğü gönderdiği yazıda benzer etkinlikleri kendilerinin de planladıkları nedeni ile izin verilmediği bilgisi paylaşılarak uygulayıcılar olarak çocukların müzeler ile tanışmaları sürecinde yaşadıkları kazanımları paylaştıkları kitapçıklardan söz ederek artık bu kazanımların ne şekilde gerçekleşeceğini merak ettiklerini ifade ettiler. Salonda buluna eğitimciler ve müzeciler ise her uygulamanın farklı bir kazanç olduğunu bu çalışmanın yürütülmemesinin ise özelliklere yaralanıcısı çocukların ve onların gelecekte kuracakları müze ilişkilerinde bir kayıp olduğu ifade edildi. Bu büyüklükte ve katılımdaki Türkiye'de bilinen tek örneğin uygulanmamasının üzüntüsü dile getirildi.  

Buluşmanın ikinci gününde ise planlandığı üzere (E.) Prof. Dr. Fersun Paykoç Moderatörlüğünde "Türkiye Müzeleri Teknolojiyi Nasıl Kullanmalı?" başlığı ile Atölye Çalışması gerçekleştirilmiş olup ilk gün gerçekleşen sunumlar üstünde biçimlenen atölye çalışmasına buluşmayı takip eden diğer katılımcılarında deneyim ve görüşlerini paylaşması daha da zenginleştirdi. İki günlük çalışma sonunda ana ortak tespit : "multidisipliner bir alan olan müzecilikte müzeler gerek kuruluşları öncesi gerekse yenilenme süreçlerinde ilgili tüm alanlardaki çalışmaların müzecilik bilgisi ile desteklenmiş ilgili disiplinlerden uzmanlıklar ile sürdürülmesi, teknolojinin amaç olmaktan çıkarılıp araç olmasının gerekliliği, mutlaka planlama sürecinden itibaren teknolojik alt yapının teknik ve ekonomik olarak sürdürülebilir ihtiyaçlarının belirlenerek planlamaya dahil edilmesinin gerekliliğinin altının çizildi. Müze eğitim programları ve sergi dili oluşumunda müzecilikte eğitim programlarının da kuruluş ve yenilenme süreçlerinin başından itibaren alanında uzman kişilerin yer alması ile gerçekleştirilmesi teknolojinin bu alanda da araç olarak kalmasının öneminin altı çizildi.

Buluşma sonunda  "2018 Troia Yılı" nedeni ile belediyece hazırlanan kitap ve anı eşyaları konuklara sunuldu. Buluşmaya dair ilk gün video kayıtlarının en kısa sürede Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi  youtube sayfasında paylaşılacağı ve atölye çalışması sonuçları da çözümlenerek Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi   facebook ve blog sayfalarından paylaşılacağı bilgisi verilerek buluşma sona erdi.















9 Mart 2018 Cuma

Eski Kent Fotoğrafları Okuma VI

Takipçilerimizin bu fotoğraflara dair farklı bakış açıları ve bilgilere sahip tespitleri ile fotoğraflarda yakaladıkları detayları yorum bölümünde paylaşmalarını bekliyoruz. Fotoğrafa baktığınızda hemen aklınıza gelen; binaların inşa tarihleri/ dönemleri, mimari kimlikleri, kullanım amaçları, içinde yaşayanların kimlikleri  ve yaşam öyküleri ya da fotoğraftaki kişi ya da kişiler hakkında bilinenleri etkinlik öncesinde paylaşabilirsiniz. Böylece kent dışında yaşamını sürdüren dönemin tanıklarının bilgilerinin kentte yeniden aktarımı ve arşive kazandırılmasını amaçlamaktayız.

" Kentler anlatılınca güzeldir..."


 mottomuz ile bilgi ve yorumlarınızı hem bu alandan hem de toplantı salonumuzdaki etkinlik sürecinde bekliyoruz...



Fotoğrafta yer alan yapılar kent içinde bulunduğu fiziki konum, inşa tarihleri, bu gün var ve yok olanlar, işlevleri ve varsa işlev değişiklikleri, binalarda yaşayanlar ve anıları, yaşayanlar ile varsa anılarınız, sizin mekan ve binalara dair anılarınızı
paylaşabilirsiniz.



Fotoğrafta yer alan yapılar kent içinde bulunduğu fiziki konum, inşa tarihleri, bu gün var ve yok olanlar, işlevleri ve varsa işlev değişiklikleri, binalarda yaşayanlar ve anıları, yaşayanlar ile varsa anılarınız, sizin mekan ve binalara dair anılarınızı
paylaşabilirsiniz.



Fotoğrafta yer alan yapılar kent içinde bulunduğu fiziki konum, inşa tarihleri, bu gün var ve yok olanlar, işlevleri ve varsa işlev değişiklikleri, binalarda yaşayanlar ve anıları, yaşayanlar ile varsa anılarınız, sizin mekan ve binalara dair anılarınızı
paylaşabilirsiniz.



8 Mart 2018 Perşembe

7 Mart 2018 haber





Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nde her ayın ilk Çarşambasında gerçekleştirilen Arkeoloji Sohbetleri devam ediyor.
7 Mart 2018 Çarşamba günü Doç. Dr. Erhan Öztepe ile Arkeoloji Sohbetleri “Alexandria Troas” sohbeti gerçekleştirildi. Erhan Öztepe ilk olarak Alexandria Troas bölgesi sınırlarını harita üzerinden konuklar ile paylaştı. Gravürlerde, Piri Reis haritası üzerinde de 18. Yüzyılın ilk çeyreğinde kentin izlerine rastlandığını belirtti. Diğer antik kentler ile karşılaştırmalı bir şekilde fotoğraflar üzerinden bölgenin boyutuna dair örnekler verildi. Kentin büyümesinde limanın önemine de değindiği sohbette 2017 yılındaki buluntulara da değindi. Buluntular arasında yeme içme malzemelerinin yer aldığını söyleyen Erhan Öztepe bölgede bir restoranın varlığından söz edilebileceğini dile getirdi. Bölgedeki tapınaklar içinde ziyaretçilerin sağlığı ve tapınakların korunması için yaptıkları güçlendirme çalışmalarına değindi. Erhan Öztepe arkeolojik çalışmaların maliyetinin yüksek olduğunu bu nedenle İÇDAŞ ile imzalayacak oldukları sponsorluk antlaşması ile çalışmaların daha da hız kazanabileceğini dile getirdi. Çalışmalarının kitaplaştırma çalışmalarına da değinirken sohbet sonunda konukların bölge ile ilgili sorularına cevap verdi. Sohbet gelecek ayın ilk Çarşambasında buluşulmak üzere sona ererken 10-11 Mart 2018 tarihlerinde Çanakkale Müzeler Buluşması’nın onuncusu Müzeler, Eğitim ve Teknoloji hakkında bilgilerin verilmesi ve konukların davet edilmesi ile sohbet sona erdi.
Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nde 14 Mart 2018 Çarşamba saat 18.30’da Ahmet Kolkoparan derleyici ve kolaylaştırıcılığında Eski Kent Fotoğrafları Okuma VI etkinliği gerçekleştirilecektir.





1 Mart 2018 Perşembe

ÇKM&a Mart 2018 etkinlik programı


ÇKM&a Mart 2018 etkinlikleri

Devam Eden Süreli Sergi







“Kentte Saat”
“Kentte Saat” sergisinde kentin zaman ölçen mekanları muvakkithane, saat kulesi, güneş saati ve saatçi esnafının hikayesini sizlerle buluşturuyoruz. Sergi, Müze Eyüp Görgüler Süreli Sergi Salonu’nda 13 Haziran 2018 tarihine kadar açık kalacak olup Pazartesi hariç her gün 09.00 – 17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.








Kent Sohbetleri



7 Mart 2018 Çarşamba  
Doç. Dr. Erhan Öztepe
“Arkeoloji Sohbetleri; Alexandria Troas”
Yer: Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi Toplantı Salonu
Saat: 18.30 – 19.30
*Çanakkale Arkeoloji Müzesi Ortaklığı ile









14 Mart 2018 Çarşamba
“Eski Kent Fotoğrafları Okuma VI”
Kolaylaştırıcı Ahmet Kolkoparan
Yer: Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi Toplantı Salonu
Saat: 18.30 – 19.30







21 Mart 2018 Çarşamba
Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği Çanakkale Şubesi
Kent Üzerine Tartışmalar VII
 “Çanakkale’de Mültecilerin Güncel Durumu”
Yer: Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi Toplantı Salonu
Saat: 18.30 – 19.30
* ÇOMÜ Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü ortaklığı ile





28 Mart 2018 Çarşamba
“Çanakkale’de Derlenen Masallar VII”
Derleyen ve Kolaylaştırıcı Ömer Gözükızıl
Yer: Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi Toplantı Salonu
Saat: 18.30 – 19.30










X. Çanakkale Müzeler Buluşması Program

10 Mart2018 Cumartesi

09.30-10.00Açılış Konuşması

10:00 - 11:00 Bülent Özden

“Müzelerde Teknoloji Kullanımına Genel Bir Bakış”

11:00 - 11:15  Kahve Arası

11:15- 12:00 Soner Yıldırım
“Teknoloji ve Eğitim”

12:00 - 12:45 Kadriye Tezcan Akmehmet
“Müzelerde Teknoloji ve Eğitim: Temel Kavramlar, Teoriler ve Uygulamalar”

12:45 - 14:00 Yemek Arası

14:00 - 14:30 Nevzat Özel
“Dijital Çağda Müzeler: Dijitalleştirme, Tanımlama ve Erişim”

14:30 - 15:00 Yeşim Kartaler
“Güncel müze teknolojileri ve uygulama örnekleri”

15:00 - 15:30  Hande Usbaş

“Çocuk eğitimi ve teknoloji”

15:30 - 15:45 Kahve Arası

15:45 - 16:15 Gizem Gültekin Vârkonyi
“Avrupa Müzelerinde Teknoloji Kullanımı: Macaristan ve Polonya Örneği”

16:15 - 16:45 Yusuf Kartal

“GYTAB Deneyimleri”

16:45 - 17:15 Dilek Yıldız Karakaş
“Bursa  Müzeleri  Deneyimi”

17:15 - 18:45 Çağlar Turhanlı - Macide Aksu
“Müzeleri Geziyoruz Programı  ve Çanakkale Müzeleri Deneyimi”


11 Mart 2018 Pazar

10:00 - 14:00 Moderatör  FersunPaykoç
Atölye Çalışması -Türkiye Müzeleri Teknolojiyi Nasıl Kullanmalı?









28 Şubat 2018 haber



Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nde Çanakkale’den Derlenen Masallar sohbet serisinin altıncısı gerçekleştirildi.

28 Şubat 2018 Çarşamba günü Ömer Gözükızıl derleyici ve kolaylaştırıcılığında bir ay öncesinden Müze blog sayfası üzerinden paylaşılan şahmeran masalının derlemelerine dair derlenen kişilerin özellikleri paylaşılarak başladı. Sohbet, sohbete katılan konuklar arasında yer alan Erzincan doğumlu Duygu Yıldırım’ın dedesinden dinlediği şahmeran varyantını anlatması ile devam etti.  Dedesinin kendisine “ sır tutmanın önemini” vurgulamak için bu masalı anlattığını söyleyen konuğumuzun paylaşımının ardından kayıttan masalın başka bir varyantı da dinlendi ve bölgeler arasındaki farklıklar ve benzerlikler de görüldü. Şahmeran figürü üzerinden yılan, kadın, su mitlerinin incelendiği sohbette, yılanın doğu toplumlarındaki kutsallığı üzerinde duruldu. Yılanın ve kadının zapt edilemez olma durumundan yola çıkarak şahmeran üzerinden çıkarımlar yapıldı.  Adem ile Havva aktarımı ile masal varyantları arasındaki benzerlikler de paylaşıldı. Bilgi aktarımı, ölümsüzlük, ululuk gibi kavramlarda konuklar tarafından masal üzerinden konuşuldu. Sohbetin çözümlemesinin Müze blog sayfası üzerinden paylaşılacağı, paylaşımla beraber yorum yapmak isteyenlerin yorumlarına sayfa üzerinden devam edebileceği vurgusu yapılarak sohbet sona erdi. Sohbetin ardından Müze koordinatörü Cevat İnce 10-11 Mart 2018 tarihlerinde onuncusu gerçekleştirilecek olan Müzeler, Eğitim ve Teknoloji başlıklı Çanakkale Müzeler Buluşması’nın program detaylarının Müze facebook ve blog sayfası üzerinden erişebilir olduğunun bilgisini verdi.

Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nde 7 Mart 2018 Çarşamba saat 18.30’da Çanakkale Arkeoloji Müzesi ortaklığında Doç. Dr. Erhan Öztepe ile Arkeoloji Sohbetleri; Alexandria Troas” sohbeti gerçekleştirilecektir.








Kentler Anlatılınca Güzeldir sloganı ile çıktığımız bu yolculukta kentimizi anlatmaya ve paylaşmaya devam ediyoruz. Eylül ayından itibare...