Her ayın son Çarşamba etkinliği Masal üzerine sohbetlere ayrılmıştır. Bu sohbetlerde Çanakkale bölgesinde anlatılan masalları derleyen Ömer Gözükızıl’ın derlemeleri etkinlik öncesinde paylaşılacaktır. Etkinlik gününe kadar blogdan yorumlar yapılacaktır. Etkinlik günü Müzemiz toplantı salonunda bu değerlendirmelere herkese açık katılımla devam edilecektir.
Bayramiç-Osmaniye Köyü (24.03.2001)
Kadın, 35, Osmaniye, lise, bekâr
Şimdi
zamanın birinde, işte bir yerlerde bi karı-koca yaşıyomuş. Bunların çocukları
olmuyomuş. İşte dua ediyolar bi gün: Allahım! Ne olur bize de bi çocuk ver
falan diye. Ve bi gün çocukları oluyo bunların. Ama bu çocuk “lipir” bi çocuk
oluyo. (Şimdi
lipir ne? diyeceksiniz. Lipir:
Bi çeşit yamyam.) Ondan sonra işte çocuk bi kaç aylıkken, annesi emzirirken
bunu, pat diye memesini ısırıp kopartıyo. O zaman anlıyolar ki bu çocuk lipir. Büyüyünce
bizi de yer diyo babası kadına. Bunu götürelim atalım. Kadın diyo ki: Ben diyo,
çocuğumdan ayrılmam. Lipir de olsa, o benim çocuğum. Biz bunu çok istedik, çok
yalvardık. Ben diyo, atmam. Ne öldürürüm, ne atarım bu çocuğu. Tamam o zaman.
Ne yapalım; katlanırız diyo adam.
İşte çocuk bi
yaşına falan giriyo. Bu arada annesini de babasını da yiyo. Yalnız başına
yaşamaya başlıyo evin içinde.
D-(Hayırlı evlat!)
Bu arada,
kadının da bi erkek kardeşi varmış, uzak bi köyde yaşayan. Bunlar tabi
çocukları olduğunu duymuş ama çok uzakta olduğu için gelememiş. Ancak işte iki
yıl sonra falan, tekrar onlara ziyarete geliyo atıyla birlikte.
Geliyo,
sesleniyo işte -adamın adı neyse-: Ahmet! Fatma! diye. Kimse yok. Lipir çıkıyo
kapıya: Buyur amca! Sen, kimi istedin? diyo. İşte söylüyo o da: Ben diyo… Sen
bunların oğlu musun? diyo. Oğluyum ama annemle babam öldü. Yoklar diyo şimdi
lipir. Ben diyo senin dayınım o zaman diyo. Çocuk, ‘dayınım’ dediği zaman
seviniyo tabi. A dayı! Hoş geldin diyo, sarılıyo boynuna falan. İçeriye buyur
ediyo.
Oturuyolar.
Birlikte… Dayı yemek hazırlıyo. Beraber yemek yiyolar. Akşam oluyo; yatıcaklar. Ayrı ayrı odalara
ikisi de yatıyo. Gece
yarısı –şimdi- büyük bi gürültüyle uyanıyo dayı. Gidiyo öbür odaya. Bakıyo ki:
Lipir odanın ortasında dört dönüyo. Bi tane fareyi gözüne kestirmiş. İşte fare
o duvar senin, bu duvar benim koşuyo. O da arkasından koşuyo. En sonunda, çocuk
işte… Deliğe giriyo fare. Lipir de onu delikten buluyo. Uzatıyo elini; alıyo,
yiyo. Dayı bunu görünce, Lipir olduğunu anlıyo çocuğun. Korkuyo ama yapacak
bişey de yok. Artık mecburen, sabaha kadar beklemek zorunda. Bu arada çocuk da,
onun gördüğünü fark ediyo.
Sabah oluyo işte, kahvaltı ediyolar.
Bu arada Lipir oturuyo; dayısına diyo ki: Dayı diyo, senin atın nerde? diyo. O
da: Damda bağlı oğlum diyo. Lipir ortadan kayboluyo; gidiyo. Beş dakka sonra
geliyo: Dayı diyo, senin diyo hayvanın bi bacağı yok ya diyo. Şimdi dayı
korkuyo ya: Yoktur dayının yoktur diyo. Üç bacaklı geldim ben diyo. Şimdi
gidiyo çocuk. Bi bacağını daha yiyip geliyo Lipir. Gene işte diyo: Dayı senin
hayvanın, iki bacağı da yok ya diyo. Yoktur dayının yoktur. İki bacakla geldim
ben diyo. Çocuk gidiyo gene. Böyle... gidip geliyo. Dört bacağını da yediğini
söylüyo. En sonunda diyo ki: İşte senin hayvanın hiç bacağı yok ya dayı diyo.
Yoktur dayının yoktur diyo. Şimdi çocuk ona söylüyo ki... Aa öyle şey olur mu?’ diyecek dayısı. O da
saldırıp, dayıyı da yiyecek. Amaç o ama dayısı da hiç bozuntuya vermiyo.
Gidiyo, hayvanın başını da yiyo, geliyo. Dayı diyo, senin hayvanın başı da yok
ya diyo. Yoktur dayının yoktur. Ben, başsız geldim diyo şimdi dayısı. Çocuk bi
türlü şe yapamıyo, Lipir olduğunu hissettiremiyo dayısına.
En sonunda
dayanamıyo. Diyo: “Dayı, dayı olaraktan / Cancağazını yakmayaraktan / Ben seni yiycem”
diyo dayısına. Aman oğlum diyo, nasıl olur? Ben senin dayınım. Hiç insan
dayısını yer mi? Yok diyo, yiyicem ben seni. Annemi, babamı, senin atını nasıl
yediysem, seni de yiycem diyo. Bu sefer bakıyo dayısı, kurtuluş yok: Peki tamam
diyo. Sen diyo, beni yiyeceksin ama diyo, şu ilerde diyo, kavaklık gördüm
gelirken diyo. O kavak ağaçlarının yanına gidelim. Ben diyo çıkayım orda bi
ezan okuyayım diyo; namazımı kılayım. Ondan sonra ye beni diyo. Tamam diyo
çocuk. Nasıl olsa diyo, şimdi atını yedim. Çok da fazla aç değilim diyo Lipir.
Bu arada dayı
da, köyünde bi aslanla kaplanı varmış onun. Özel olarak onları
yetiştiriyomuş.
Çıkıyo ağacın tepesine, işte başlıyo bağırmaya: Aslanla kaplan yetiş!
diye. Aslanla kaplan da, o nerde bağırsa, mutlaka gelirlermiş. Ordan çıkmadan
önce de karısına demiş ki: Ne zaman aslanımla kaplanım tepişmeye başlarsa,
onları serbest bırakın. Onun haricinde, kesinlikle bağlı dursun diye
tembihlemiş. Tabi hayvanlar tepişmeye başlıyolar. Bu arda sürekli bağırıyo.
Aşağıda da Lipir artık dayanamıyo: Be dayı, ne zaman bitecek senin bu ezanın?
diyo. Bitiyo dayının bitiyo diyo. Onu oyalıyo.
Bu arada tabi kadın –dayının hanımı- bırakıyo aslanla kaplanı. Aslanla
kaplan tozu dumana kata kata, geliyolar adamı kurtarmaya. Lipir onları karşıdan
görüyo. İşte diyo ki: Dayı! Bunlar beni yiyecekler; kurtar beni diye. Tabi o
dayı inmiyo ağacın tepesinden. Geliyo aslanla kaplan: Çocuğu parçalıyolar,
Lipir’i. Böylece herkes kurtulmuş oluyo.
Merkez İlçe-Denizgöründü Köyü (20.09.2001)
Erkek, 45, Denizgöründü, ilkokul, evli/iki çocuklu
Şimdi patişahın, üç tane oğlu varmış.
Bi tane de küçük kızı varmış. Çok ufakmış o.
Padişahın,
kırk tane de atı varmış. Bu atlardan, her gün bi tanesi kaybolurmuş. Ve sade
nalları kalırmış. Yenirmiş olduğu yerde.
Padişah
büyük oğluna diye: Bu gün diyo oğlum diye, sen diye çiftliği bekliyeceğen
–ahırları- diye. Bunu yakalayacaksın diyü.
O
gidiyo –büyük oğlan- uyuyo; yapamıyo o işi. Ortancıla geliyo. Oğlum diyo, bu
gün de: Sen. O da uyuyo. O uyuduktan sona, gene gidiyi bi tane; gayboluyo
sabah. Gene kayboluyo atlardan.
En
küçüğe geliyı. En küçüğe diyo: Oğlum diyo, sen diyo, bu akşam şey et diyo. (Yok! Öyle demiyo baştan da, şöyle diyo:) En
küçük beniyim. Sen yapamazsın diye. İki tane ağbeyin diyö bulamadı,
yakalıyamadı. Sen hiç yakalıyamazsın. Hayır diyo baba diyo. Ben diyo yakalarım
diyo. Küçük oğlan beklemeye gidiyu.
Uyumayım
diye, etrafına dikenleri çeviriyo kendine; ahırın içinde, şey at damının içinde. Bu, uyuduğu zaman hemen devriliyomuş. Dikenlē
batıp, uyanıyomuş küçük oğlan. Bu arada, atlarda bi tepişme oluyo. Tepişme
olunca, hemen bi bakıyi: En küçük kız kardeşleri, atları yiyomuş.
Şimdi
geliyo. Sabah oluyo. Yakaladın mı oğlum? diyo. Kim? diyi. Bizim diyi, en küçük
kız kardeşimiz yiyo diyi. Şimdi: Yiyo mu? diyi. Yiyo diyi. Şimdi küçüğü
çağırıyi. O arada, küçük kız kayboluyo. Gorkudan, bu padişah gidiyo… (Padişah
gitmiyo da…) Atları, küçükleri alıp gidiyi. Anasınlan babası galıyo; padişahın
anası, babası. O üç kardeş gidiyolā.
Şimdi çok bi sene sona geliyolā. Bi de
geliyolā: Evde yok kardeşleri! Anasının kafasını asmış bi tarafa, babasının
kafasını da asmış tavana. İşte anamın gafası dermiş, ahacık a babamın kafası.
Üç tane kardeşimin gafası vardı. Onlā nerde? diyo.
Ötekiler,
o arada geliyo. Hah! Siz yine geldiniz diyo, gardeşlerim diyo. Hoş geldiniz,
safa geldiniz. Hani babam? Aha! (Gosteriyo onlara.) Onlara: Siz diyo oturagon.
Ben size bi yemek hazırlayım. Siz diyo, yemek hazırlayıncaya gadar oturun.
Ondan sona da dinlenirsiniz(?); misafirim olursuz.
Hemen
o arada, dişlerini bilemeye gitmiş. Dişlerini bilerken, fare geliyi: Siz diyi
bak diyo, bu diyo yiyicek. Dişlerini biliyo dışarıda.
O arada,
fareyi hemen yakalıyo. O fareyi, -hemen unu- öldürüyo. O arada diyi, siz diyo
kaçarsınız falan diyi. Bi tepsi veriyo ellerine: Siz bunu diyo tangırdatagon,
tangırtı kesildi mi, sizin kaçtığınızı bilirim ben diyi. Hemen yakalar, yerim
diyi. Şimdi dışarı çıkiyi gene. Dişlerini bilemeye başlıyo.
O arada
tepsiyi: Tan, tan, tan, tan… Gene ikinci bi fare çıkıyö. Diyö: Bak diyö, öbürkü
sizi diyi söyledi ama diye, inandırıcı olmadı diye. Siz diye kaçagon diyö; ben
tangırdadayım diyö. Kuyruğunlan: Tan, tan, tan, tan, tan, tan, tan, tan, tan,
tan… çalarken, öbürküleri kaçıyi. (Pencereden çıkıp gidiyi.)
İşte o arada,
gene tekrar geliyo fare; deliğine giriyo. Hemen deliğine o arada girince –fare
açıkgözmüş; hemen deliğine giriyö-, onları yakalayamıyö.
(Tabi aklımda bu kadarı galdı. Daa devamı
var da, tam çıkardamıyom yani.)
Bayramiç-Pınarbaşı Köyü (10.09.2002)
Erkek, 65, Pınarbaşı, ilkokul, evli, iki çocuklu
Sinci bi kadının, iki tene oğlanı
vāmış. İlle gız isdiyomuş kadın.
…
Eski
zamanda, galbur zamanda, bir kadının añladın mı, iki tene gız çociyi vāmış.
İllekin oğlan çociyi de istiyomuş añladın mı. Eh! Bu añladın mı gidēken
gidēkene, bi devrişe rasgēmiş añladın mı. Devriş añladın mı –oğlan çociyi
istiyomuş- buna bi elma viymiş. Elmanın yarısını sen yiycen. Yarısını beyin
yiycek. Saña, oğlan çociyi olcak dimiş añladın mı. (U boy da, gene perilēdenmiş
añladın mı.)
Efendime söyleyim, elmanın yarısını
adam yiyoru, yarısını karı yiyor añladın mı. Bi sefer çociyi oluyoru. Gız
çociyi olmuş bi seferkine añladın mı. Efendime
söyleyim oğlanlā böyük ya. Gız çociyi ufak añladın mı.
Bi
köylükleri(?) vāmış. Bütün böyük, hanı böyle yayla. Yaylada çok sayıda atları
vāmış. Yani atçılıyla geçiniyorlāmış. (Böyüdüb satmaklā vā.) Atları vāmış.
Çocukları olmuş. Çocukları oldiğne añladın mı, çocuk olmuş.
Birkaç
gün geçtiyne, atlādan añladın mı yiniyomuş. Atları yiyomuş bi şey, atları. Efendime söyliyim öte şeytmişlē, beri
şeytmişlē: Atlā hep gidiyomuş.
Koca
oğlan demiş añladın mı: Bakam dimiş, ben bu ağşam bekliycen dimiş. (U zaman, ok devri olmak vā.)
Yokardan
iñiliyerek gürülüyerek bi şiy gēmiş emme, goca oğlan oku –bi giricek yer
aramış- atamamış.
Bi
sefer, unun küçiyi, ertesi ağşam gidiyor añladın mı. (Her ağşam yiniyomuş
atlā.) Onun küçiyi gidiyor ertesi ağşam.
Gene
iñiliyerek, gürlüylek, zırlıylek geliyomuş emme o gadan yani becana ses
yapıyomuş. Dimiş dimiş te küçük oğlan, oku bi atmıştın añladın mı. U iñilti,
gerisi geriye gitmiş. (O ağşam, atlādan yinmemiş.) Okun düştiği yerleri aramış
añladın mı. Bir insan barmağa, -çocuk barmağa- çiçi barmak
anladın mı buluyor. Alıyor bunu añladın mı, geliyor añladın mı.
Bi
de evde, doğan gız çociyine bakmıştı: Küçük parmağaa kopmuş gızın. Anne diyor,
bu dada, dada diğil diyoru. Bu, başka şiy diyoru. Bu dadıyi öldürem diyor. Sen
delirdin mi? diyor annesi. Sizin hepsiniz ölür de diyor, u ölmez diyor. Bak
diyor, bizim hayvanları bu dada şiydiyor diyor. Bak! Oku attım ben diyor.
Barmağanı da getdim diyor. Bak! Bu, dadanın barmağa. Oğlana, söylemedik
gāmamış.
Niyse
efendime söyliyim, oğlan, agasınla
–küçük oğlan- bunlā gaçmışlā başka memlekete.
Gaçtiyne,
acık birkaç aylık oldiyne, ne atları gāmış yinmedik efendime söyliyim, ne u köyde insan gāmış. Yimiş bu dada, hepsini
yimiş insanlān.
Bi
sefer añladın mı, (hemen birden olmuyor da, senelē geçmiş efendime söyliyim.) oğlanlā: Bakam diyoru, annemiz bubamız
ne’apıyor? Köyümüz ne yapıyor? diyoru.
Niyse
köye geliyorlāmış. Bi añladın mı çoban, bunlara bi incek –köpek enceğe-
viymiş. Köpek enceğe viymiş eme köye gelirkene, o gadan düzgünmüş añladın mı.
Niyse, bunlā köve gēmişlē añladın mı. Bi de atlarınla geliyorlā tabi. Bi de
añladın mı geliyorlā köve: Bubasını yimiş, anasını yimiş; asmış añladın mı.
“Hani küçük agam?” diyip, ısırıyomuş anasını. “Hani böyük agam?” diyip,
ısırıyomuş.
Bunlā
da u anda kapıyı açmışlā. Aha küçük agam da gēmiş, aha böyük agam da gēmiş
diye, hemen añladın mı oğlanlān başına geçceklēmiş. Niyse: Yabma-itme añladın
mı. Oğlan dimiş: Benim çok su dökmem gēdi dimiş. Bi su dökmeğe otusam a dimiş.
İkisi de su dökmeğe gitceklēmiş anladın mı. Gaçāsınız! Gaçmıyiz dimiş añladın
mı. Ayaklāmızdan bağla añladın mı; gaçmıyiz. Niyse, bunları ayaklāndan
bağlamışlā. Su dökmeğe musaade etmişlē.
Bi
sefer añladın mı su dökmeğe gittiğni –U
zaman şimdi böyle burmalı şiylē yok. Bardak diriz biz.- bardaklā vāmış añladın
mı. Bardağa bağladiyi ipleri, urganları efendime
söyliyim. Bardağan kulpuna bağlıyıviymişlē, hemen yovaşcık kapıdan
çıkmışlā.
U
zaman da añladın mı, tovanda gövercinlē vāmıştı. Unlā bayā yol almışlā. İncek
te unlāla barabe gidiyomuş. İncek te yani, unlāla barabe gidiyomuş; devam
idiyomuş. Bi sefer añladın mı gövercinlē: Pırr demiş de, uçuvimiş. Aha agam
gaçıyor diye añladın mı, bi asılıyo urganı. Paldır-küldür bardak geliyor. Aha
gaçmışlā diye, arkasına ekleşiyoru. Unlā da, bayağıca yolu aşmışlā da. Eriş
incecim! Bizi yiycek diye añladın mı, inceğe şey idivimişlē. İncek yidirmemiş
unları. Geri dönmüş te…
Böylece
yaşıyorlāmış.
(Böyle yani bi olay yani.)